Ana Sayfa > Sayı 22 > Şakir Eczacıbaşı ile Söyleşi



Şakir Eczacıbaşı
Şakir Eczacıbaşı - Özgeçmiş


1.  Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Fotoğrafa nasıl başladınız?

Ben Londra’da Eczacılık okudum. 1953’te Vatan’ın Sanat Yaprağı’nda editörlük yaparak iş yaşamına atıldım ve birkaç yıl sonra da Eczacıbaşı topluluğuna katıldım. Fotoğrafa, dostum Ara Güler’le yaptığım bir tartışma sonucunda başladım. 1950 yılının sonlarında, yayımlamakta olduğum Tıpta Yenilikler dergisi için Ara’dan bazı fotoğraflar çekmesini istemiştim. Getirdiği fotoğraflar üstüne eleştirilerde bulunduğumda Ara, “Bu kadar çok biliyorsan, git kendin çek!” demişti. Ertesi gün bir Leica fotoğraf makinesi satın alıp fotoğrafın peşine düşmüştüm.

2.  Fotoğraf sizin için ne ifade ediyor?

Fotoğraf, öteki sanatlarda da olduğu gibi, insanların içinde biriken duyguları, görüntüleri dışa dökmek, başkalarıyla paylaşmak amacıyla çekilir.

3.  Şakir Eczacıbaşı’nın işadamı kimliği ile sanatçı kimliği birbirleriyle nasıl anlaşıyorlar? Araları iyi mi, yoksa sık sık birbirlerine ters düştükleri olur mu?

Sanatçı kimliğim genellikle işadamı kimliğimi destekledi. İnsanlara ve sorunlara daha insancıl bir biçimde yaklaşmamı sağladı. Bernard Shaw, “Sanat var olmasaydı, gerçeğin kabalığı katlanılmaz kılardı dünyayı” der.





4.  Sinema, belgesel, kitap, derleme, fotoğraf ve İKSV… Bunların hepsine birden nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?

Bu hep sorulan bir sorudur, ama insanlar vakitlerini ekonomik kullanırlarsa işleri dışında da bazı konularda çalışabilir, yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşabilirler. Özellikle fotoğraf buna çok olanak verir. Bir görüntüden aynı biçimde etkilenmiş bir fotoğrafçıyla bir ressamın yapıtının ortaya çıkması çok farklı süreler gerektirir. Fotoğrafçı bir anda çektiği resmi hemen bastırabilir, oysa bir ressam resmini ortaya çıkarmak için haftalar, hatta aylarca uğraşabilir.

5.  Fotoğraf yapmasaydınız hangi sanat dalında ilerlemek isterdiniz? Biliyoruz ki sanatsız yaşayamazsınız…

Fotoğrafçı olmasaydım sanıyorum yazar olup romanlar, öyküler yazmak isterdim.

6.  Fotoğrafta özellikle vazgeçemediğiniz bir üslup ve konu var mı? Fotoğraf tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

İlk günlerden bu yana fotoğraflarımı hep sokaklarda çektim. Çarşılar, pazarlar, sokaklar, evler, araçlar, insan ve doğa parçaları belirli bir “izlenimci” yaklaşımla görüntü dünyama girdiler. Çektiğim görüntülerde dünden bugüne özde bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Bununla birlikte, 1980’lere doğru fotoğraflarımda çizgiler yumuşarken, nesneler keskin olmaktan çıktılar. Renk ve ışık ilişkisinden doğan dinamizm ya da hareketlilik, resimlerimde asıl anlatılmak isteneni vurgular oldu. Böylece, donup kalmış biçimleri aşarak sürekli değişim durumundaki yaşamı ve duyarlılığı yansıtan görüntüler çıktı ortaya…  





7.  Ülkemizdeki fotoğraf dünyasını üretkenlik bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de ondokuzuncu yüzyılın ortalarında parlak bir dönemle başlayan fotoğrafçılık, yirminci yüzyılın başlarında bir duraklamaya girmiş, 1950’lerden sonra gençlerin çalışmalarıyla yeniden canlanmıştır. O yıllardan bu yana Türk fotoğrafçılarının sayısı hızlı bir artış göstermiştir.

8.  Türkiye’deki fotoğraf camiasıyla ilişkileriniz nasıl? Sık sık fotoğrafçılarla bir araya gelip fotoğraf üzerine konuştuğunuz olur mu?

İşlerimin yoğunluğu nedeniyle fotoğrafçı arkadaşlarla sık sık bir araya gelemiyoruz. En çok gördüğüm dostum Ara Güler…

9.  Bugün artık üniversitelerde fotoğraf bölüm başkanlıkları bulunmakta, üniversitelerde fotoğraf bölüm başkanlıkları olmasa bile seçmeli ders olarak fotoğraf dersleri alınabilmekte. Orta öğretim düzeyinde dahi güzel sanatlar bölümleri bulunmakta. Bu koşullarda hala dernek ve kulüplerin fotoğraf dersi vermelerini nasıl karşılıyorsunuz?

Bilgiye ulaşmak, ilgilenilen konular üstüne konuşup tartışmak her zaman yararlıdır elbette. Okullara, üniversitelere gidilerek fotoğraf sanatçısı olunabileceğine inanmıyorum. Kişinin yeteneğiyle, yaratma gücüyle ilgili bir olaydır bu.





10.  Sizce fotoğrafta “tek”likten söz edilebilir mi?

Bu sorunuzla bir fotoğrafçının ortaya koyduğu yapıtların başkalarınınkine benzememesini söylemek istiyorsanız, elbette bunun sözü edilebilir. Hatta öteki sanatlarda olduğu gibi bir fotoğrafçı, sanat yolunu seçmişse kendini ancak böyle kanıtlayabilir.

11.  Fotoğraf günümüzde “güvenilir belge” olma özelliğini ne ölçüde koruyabiliyor?

Fotoğrafın en önemli yanı olayları, insanları, insan ilişkilerini belgeleyebilmesidir. Bu özelliği hiçbir zaman değişmeyecektir. Sözgelimi, Kıbrısçık köyünde çektiğim çocukların fotoğraflarında giysilerinin yedi parçadan oluşmasının nedeninin göze gelmemek olduğunu bir folklorcu söylemişti bana. Oysa, ben bu gerçeği hiç bilmiyordum, görüntüyü çok beğendiğim için o fotoğrafı çekmiştim. Bundan da anlaşılacağı gibi, bir belge olarak çekilsin ya da çekilmesin, her fotoğrafın bir belgesel değeri vardır.

12.  İsmail Tunalı, bir ressamın resmine başlarken resmin son halini bilmesinin olanaklı olmadığını söylüyor. Bir fotoğrafçı için de bu doğru mudur? Bu durumda sizce rastlantısallığın fotoğraftaki etkisi ne kadardır?

Sayın Tunalı’nın sözlerinin fotoğraf için geçerli olmadığını düşünüyorum. Resim yapmak uzun bir süreçtir. Ressamın değişen duygu ve düşüncelerinin resimlerine  yansıması doğaldır. Oysa fotoğraf bir anda çekilir ve o an sizin fotoğrafınızdır artık. Kimilerinin çektikleri görüntüler üzerinde mürekkeple ya da boyayla değişiklikler yaptıklarını ya da photoshop denilen yöntemle değişik görüntüleri bir araya getirildiklerini biliyoruz, ama burada da bir oluşumdan, bir süreç içindeki değişimlerden söz edilemez.





13.  1853 yılında kurulan Londra Fotoğraf Topluluğu’nda Sir William John Newton' un önerdiğine benzer şekilde, bugün birileri çıkıp fotoğrafçılara, objeleri netsizleştirerek ya da başka yöntemlere başvurarak, salt çizgilerden ve tonlardan oluşan, belirginliğini yitirmiş lekeler elde etmelerini ve sanatın da ancak bu yolla yapılabileceğini söylese, bu iddiaya karşılık sizin söyleyecekleriniz neler olur?

Sir William John Newton’un sözünü ettiğiniz düşüncelerini bilmiyordum. Ancak, şunu söyleyebilirim: Onun önerdiği yolla ya da sanatçının seçtiği başka yollarla sanatsal bir yapıta ulaşılabilir. Önemli olan sonuçtur, ortaya konulan üründür. O ürün sanatsal niteliklere ulaşmışsa, bunu başarmanın yolları izleyiciler için pek önemli değildir.

14.  Sanat adamlarının, eleştirmenlerin ya da başkalarının yazılarında veya sohbetlerinde sanat yapma kaygısı güdülerek ortaya konmuş fotoğraflardan söz ederken "çok iyi iş olmuş", "harika iş çıkartmışsınız" ya da "kötü işler" gibi sürekli "iş" kelimesiyle değerlendirme yapılması sizce doğru mudur?

Fotoğraflarla ilgili olarak “iş” sözcüğünü ben kullanmam, ama kullananlar bu sözcükle demek istediklerini anlatabiliyorlarsa, neden kullanmasınlar? Sanıyorum bu sözcük daha çok güncel ya da kavramsal sanatta kullanılır oldu.





15.  Fotoğrafçıların (özellikle de sanat yapıtı ortaya koyma iddiasında olanların) kendi eserlerini değerlendirirken ya da bu eserleri oluşturma süreçlerinden söz ederken "fotoğraf üretmek" ifadesini kullanmaları tutarlı mıdır?

Bence tutarlıdır.

16.  Dijital fotoğraf hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sizce dijital teknoloji fotoğrafa bakışta bir değişikliği mi ifade ediyor, yoksa salt teknik bir ilerleme ve rahatlık mı diyebilirsiniz?

Dijital makineleri kullanmamak için çok direndim. Bir fotoğrafçı önceki makineleriyle rahat ediyorsa aynı görüntüyü elde etmek için neden dijital makine kullansın? Ama eski makineler için gerekli olan filmler bile bulunamaz oldu. Cartier Bresson’la buluştuğumuz bir gün, elinde yirmi yıl öncesinin makinesini görmüştüm. Bunun nedenini sorunca verdiği yanıt şöyle olmuştu: “Ben hep alıştığım makineyle, filmlerle fotoğraf çektim. Makine bir yazarın kalemi, film de kağıdı gibidir. Alışık olduğu kalem ve kağıt üstüne yazar.”





17.  Bir fotoğrafçı fotoğraf çekmeden önce kafasında en ince ayrıntılarına kadar tasarladığı fotoğrafı, ışık ayarlarını da en ince detayına kadar kendisi yaparak bir başka fotoğrafçıya çektirirse bu fotoğraf kime ait olur?

Fotoğrafı çekene aittir elbet… Birkaç fotoğrafçı bir araya geldiklerinde yan yana durup aynı nesneyi çekseler bile her birinin fotoğrafında değişiklikler görülür. Yukarda da söylediğim gibi, önemli olan ortaya çıkan yapıttır. Bu yapıtın başarılı ya da başarısız olması taşıdığı sanatsal niteliklere bağlıdır.





18.  Fotoğrafın bir sanat olması gerekli midir peki? Örneğin şarkıcılık sanat olmadığı halde belki de sanattan daha iyi bir şey olarak algılanabilir. Acaba fotoğrafı da böyle bir kulvarda düşünmek olası olabilir mi?

Fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışması çok uzun yıllar önce sona erdi. Günümüzde mesleklerini sahnede gerçekleştiren kişilerin tümüne sanatçı deniliyor. Verdiğiniz örneği ele alırsak, bazılarının dışında şarkıcılık elbette sanatçılık değildir ve başka dillerde bunlara ayrım getirilmiştir. İngilizcede insanları eğlendirenlere “entertainer” dedikleri gibi, şarkı söyleyenleri de “pop singer”, “jazz singer” gibi ayrı sözcüklerle belirliyorlar.





19.  Üzerinde çalıştığınız ya da planladığınız yeni bir proje var mı? Varsa biraz bahseder misiniz?

Sanatçı dostlarımın portreleri üzerinde çalışmak istiyorum ve açacağım sergiye “Yüzler’ce” adını vermeyi düşünüyorum.




20. Son olarak söylemek istedikleriniz ve genç fotoğrafçılara mesajınız…

Fotoğraf pazarı sürekli büyüyen bir pazar. Her gün, yeni çıkan makinelerin reklam bombardımanı altında kalıyoruz. Fotoğrafları “makine” değil, onun ardındaki kişiler çeker. İyi bir kamera, kişinin anlatım kolaylıklarını artıran bir araçtır ama, olaya sanat boyutunu katan asıl etken kameranın ardındaki kişinin iç dünyası, kendini açıklama yeteneği, yaratım gücü, izlemekte bulunduğu olaylar, insanlar, çevre ve nesnelere dönük algılamalarıdır. Başka bir deyişle, sıradan fotoğraflarla fotoğraf sanatı arasındaki farkı yaratan, kamerayı kullanan kişinin bütün bu etkenleri kendine özgü bir biçim ve içerikle yapıtına yansıtabilme gücüdür. Ressam için boyası, fırçası, tuvali neyse, fotoğraf sanatçısı için de kamerası odur. Anlatıcı için kamera yararlı bir araçtır ancak. Teknolojik gelişme yepyeni olanaklar sağlıyor sanatçıya kuşkusuz… Ne var ki, teknik ilerleme tek başına sanata erişmeye yetmiyor. Çünkü sanatçının kişilik ve yetenek sorunlarını çözemez teknolojik kolaylıklar. Bunlar, insana, yapabileceklerinden daha fazlasını yaptıramaz. Bernard Shaw’un dediği gibi, “Kimse kendi iç dünyasındakinden daha yüce bir şeyi yaratamaz”…

Gençlere de bu bilinç içinde fotoğraf çekmelerini, çıkarılan yeni makinelerin peşinde koşmayı bırakıp zamanlarını bol bol fotoğraf çekmeye ayırmalarını öneririm.

Değerli katılımınız için çok teşekkür ederiz…





Önceki Sayfaya Geri Dön Yazıcı Dostu
Share |