İçindekiler
İçindekiler
Dijital Dünya:
Yeni Umutlar
Sergi Salonu
 
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı "Henri Cartier Bresson"
Portfolyolar
 

Tülin Dizdaroğlu : Fotoğrafın Gücü

FOTOĞRAFIN GÜCÜ

Tülin Dizdaroğlu

Arabanın arka koltuğuna tek başıma kuruldum, ayaklarımı uzattım. Çıralı’dan hareket ediyoruz. Köprülü Kanyon’u ilk kez görecek olmanın sevinci içindeyim. Bir süre sonra öndeki arkadaş gazeteyi uzatıyor. Gazeteyi karıştırmaya başlıyorum. Orta sayfalarda kısa bir yazı:

“Yine bir çocuk öldürdüler.”

Irak’ta askerler komşu evlerde arama yaparlarken 12 yaşındaki Muhammed Kubaysi evinin damına çıkıp onları seyrediyor. Bunu gören Amerikan askeri hemen silahını doğrultup nişan alıyor. Komşunun 15 yaşındaki oğlu, onun bir çocuk olduğunu ve ateş etmemesini söylüyor, ne yazık ki asker dinlemeyip tetiği çekiyor.

Hemen gazeteyi kapattım. Devamını okuyamıyordum. Bir süre nerede olduğumu nereye gittiğimi unutup dışarıya boş boş baktım. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, gazeteyi tekrar açtım. Ablası kanlar içindeki kardeşini aşağıya indiriyor. Muhammed’in ikiz kardeşi “konuş benimle” diye bağırıyor. Muhammed’in annesi Vefa gözyaşları içinde, “bu bir suç, bu kadar teknolojiye sahip Amerikan askeri neden bir çocuğu öldürür ki?” diye soruyor. Ve bu sırada bir köşede, çocuğu vuran asker ağlıyor. Hangi koşullarda bu topraklarda olduğunu tam olarak bilemediğimiz bu genç bence, eğer biraz vicdan kırıntıları taşıyorsa, artık yaşayan bir ölü.

Savaş bitmiş, bombalar susmuş, kendilerine özgürlük getirecekleri vaadi ile ülkelerine saldırmış olan bu insanlar özgürlük getirebilmişler mi? İnsanın insan olmasından dolayı en temel hakkı olan yaşama hakkına bile sahip çıkamıyorlar. Hala sorgusuz sualsiz evlere girip insanları hırpalıyor, hatta öldürmeyi bile kendilerince haklı buluyorlar.

Küçük Muhammed nereden bilecekti ki kendi evinin damına çıkmanın suç olabileceğini ve hayatına mal olacağını. Bu vahşeti haklı çıkaracak hiçbir açıklama olamaz.

Bu savaşın olmaması için çabalarımız yetmemişti. Muhammed’in ve onun gibi pekçok  çocuğun ölmesini engelleyemedik.

Olay gazetede birkaç satırdı, ama benim gözümde bir film sahnesi gibi çakıldı kaldı ve gitmiyor. Savaş filmleri niçin yapılır? İnsanlara savaşın korkunçluğunu anlatmak, insana yine insanın (hayvanın değil!!) uyguladığı bu vahşeti diğer insanların görmesini ve bir daha olmaması için ellerinden geleni yapmalarını sağlamak için değil mi? Ya da ben öyle sanıyorum.

Bu korkunç sahne yıllar sonra kaç kişi tarafından hatırlanacak? Belki bu savaş üzerine yazılan birkaç yazıda yer alacak.

O korkunç anda, orada bir fotoğrafçı olsaydı ve olayı fotoğraflasaydı (tabii olayı engellemek elinden gelemedi ise çünkü tersi durumunda, ne insanlık ne de kendisi, onu affetmeyecektir), bu fotoğraf yüzlerce sayfa yazıdan çok daha fazla mı etkili olurdu, diye düşünüyorum. Tarihte örneklerini gördüğümüz bu an fotoğrafları küçük büyük herkesin görebileceği yerlere asılmalı ki insanlık bir daha bu tür hatalara düşmesin.

İşte burada savaş fotoğrafçılarının yaptığı işin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bazı kişilerin değerlerini hala kavrayamadıkları bu fotoğrafçılar, kendi hayatlarını hiçe sayarak bu vahşeti tüm insanların gözleri önüne sermek için en zor görevi üstleniyorlar. Bu yolda hayatlarını bile kaybedebiliyor veya bedenen ya da ruhen sakat kalıyorlar.Ve bu bedeli , insanların, bin bir zorlukla çektikleri o görüntülerden ders almaları için ödüyorlar.

İnsanlığın bir daha böyle acı fotoğrafların çekilmesine tanık olmaması dileğiyle…

 Tülin Dizdaroğlu

30 Haziran 2003