İçindekiler
İçindekiler
Dijital Dünya:
Yeni Umutlar
Sergi Salonu
 
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı "Henri Cartier Bresson"
Portfolyolar
 

Platin Baskı

PLATİN BASKI

Platin baskı nedir ve niçin o şekilde görünür?

Bu makale, Çağdaş Fotoğrafçılık Gazetesi'nin Ekim-1998 tarihli 21. cildinde yayımlanmıştır.

Çeviri : Aylin Yılmazbayhan, Mahmut Özturan

FOTOĞRAFÇILIKTA EL VE GÖZÜN ÖTESİ
John Stevenson

20. yüzyılda doğan ve fen bilimlerinden kaynaklanan tek sanat dalı fotoğrafçılıktır. Modern fotoğraf makinaları çok basittirler ve herkes fotoğraf yapabilir ve bu fotoğraflar sınırsız sayıda çoğaltılabilir. Her gün, yalnızca Kodak tarafından 4 milyon baskı yapılmaktadır. Günümüzde gümüş baskı için fotoğraf kartları ve filmleri gün geçtikçe azalmakta ve bunun yerini ticari ağırlıklı dijital teknoloji almaktadır.

Gerçekten düşünelim, fotoğraf nedir acaba? 15.000 USD değerindeki Ansel Adams'ın duvarlarınızdaki "Moonrise, Hernandez" i mi, yoksa bilgisayarınızın ekranındaki "Moonrise" mı? Ya, Bill Gates'in bu yapıtların telif hakkını elde ettiğine ne dersiniz? Öyle görünüyor ki, fotoğraf, bu yüzyılı büyük alkışlarla hem açmış, hem de kapatmıştır. NewYork Times'ın Nisan-1998'de fotoğrafla ilgili müzayede haberlerini : "Satışlar Rekor Kırdı" manşetiyle duyurduğunu biliyoruz.

Bu olaylar çok güzel şeyler, ve dolayısıyla, iyi fotoğraf yapanları, koleksiyoncuları ve yatırımcılarını da korumaktadır.

Ticari olmaktan çok estetik olan son toplumsal fotoğraf heyecanı, tahminen 1903 - 1916 yıllarında meydana geldi.

Tarihler arasında hemen hemen iki yaşam sürelik bir periyot vardı ki, o dönem, en pahalı fotoğrafın 100 Dolar'a satıldığı günlerdi.

Günümüzde ise, bedelsiz pek fazla fotoğraf bulunmamaktadır. Bazen binlerce dolarlık fiyatlar; bazen de daha seçili yapıtlar onbinlerce dolara bile ulaşabilmektedirler.

Sıradan insanlar için iyi bir fotoğraf elde etmek basit bir karar değildir. Bu alan ürkütücü ve karmaşıktır.Sanatlar arasında, yalnızca fotoğraf, karmaşa halindedir. Açık ve net bir estetik anlayışı, bilgelik ve gelişmişliğinin tek bir kaynağı ve öğrenecek yeri yoktur. Arasından seçim yapmak zorunda olduğumuz binlerce fotoğrafla karşı karşıyayızdır ve gün geçtikçe daha da fazla fotoğraf üretilmektedir. Tüm bunların içinden secim yapmak bir karmaşa oluşturmakta ve pek çok fotoğrafın gerçek değerini algılamak da kesin ve net olamamaktadır. Bugün de, bundan sonra da, insanlar fotoğrafla ilgili neler yapacaklardır acaba?

Şüphesiz bir koleksiyoncu için tek bir rehber vardır; o da, sevdiğini, rüyalarına gireni, hiç aklından çıkaramadığını satın almaktır.Bu seçim şekli, insanlara, garantilenmiş bireysel memnuniyeti ve zamanla, biraz da şansla para kazanmayı sağlayabilecektir.

Fakat, fotoğraf koleksiyonculuğu hakkında garip bir şey vardır; konunun tamamı bir görüntüdür ve nesne hakkında söylenecek fazla bir şey yoktur.

Fotoğrafı gerçekten kim yapmıştır, neyle ve niçin? Bu sorular genellikle küçük de olsa tartışmalara neden olur. Kitap seven bir insan, basın, yayın ve tüm baskı işlemlerindeki aşamaları, kitabın harf biçimlerinden ciltlenmesine kadar her şeyi bilir. Bir grafik koleksiyoncusu da, kağıtlar ve mürekkepler hakkında bilgi sahibi olabilir. Fakat fotoğrafçılıkta tüm bu detayların bilinmesi ve anlaşılması çok daha belirsizdir; kalite, imza ve sonradan baskı gibi nesnel detaylarını anlamak genellikle olanaksızdır. Koşulların herhangi bir standardı bile yoktur. Sanatın diğer dallarından farklı olarak fotoğrafın müzayede kataloglarında: eskilik, kusur, ve parlaklık durumlarıyla ilgili herhangi bir açıklayıcı not yoktur, ve hızla ilerleyen bir dalga gibi, her yıl binlerce yeni parça tanıtılır. Ancak, bu müzayedelerde kimi fotoğraf örnekleri, "Jelatin gümüş, sayılı örneklerden birisi" gibi açıklamalar da olabilmektedir.

Ne kadar sıkıcı bir durum! Fotoğrafın nesnesine zorlukla bir çözüm getirilebilmekte ve "Güzel Sanatlar" olması karmaşası yaşanmaktadır.

Fotoğrafın, henüz yeterince araştırılmamış, birileri için haz duyulabilecek bir başka boyutu daha vardır: Fotoğraf, aynı zamanda, yakalanan güzel bir görüntüyle, güzel bir anlatım yapabilmek ve bu anlatımın da yayılabilmesi! Sanatçının göz ve elinin ötesine gidebildiğimizde, ne gördüğünün ve ne yaptığının ötesinde ne de anlatmak istendiğine ulaşmış oluruz.

Kimin, neyi, niçin yaptığı tartışma noktası da olabilirdi. Önemli olan, gerçek değerlendirme ve uzmanlığın özüdür. Bir koleksiyoncu için, fotoğraflar arasında seçim ve elemeler yapılması yardımcı bir araç olabilir; ancak bu, karmaşadan kurtulmanın dramatik bir yolu olacaktır!

Fotoğrafçılık tümüyle bir büyüdür! Çoğu koleksiyoncular gibi, ben de medyadan öğrendiğim pek çok örneğe sahibim ve onları seviyorum. Bir tanesi beni hep büyülemiştir. Çünkü çok eskilerden ve çok nadir bulunan bir görüntü. Ve, şimdiye kadar açgözlü bir şekilde geçirdiğim 25 yıllık fotograf geçmişimle, hem öğrencisi, hem de uzmanı olarak edindiğim deneyimlerim, son derece zenginleştiler; doğaldır ki yalnızca sanatla ilgili değil, aynı zamanda zanaatla ilgili bilgiyle de! Konuya dönecek olursam, belirli bir kesime hitap eden "Platin Baskı" dünyasını, birkaç kısa sayfada bilebileceğinizden çok daha fazlasını sizlerle paylaşabilirim. Ancak sizleri, kendi ilgi alanıma yöneltmek niyetinde değilim. Yalnızca, neyin öncelikle gözlere zevk verdiğini vurgulayan bir örneğin şaşırtıcı boyutlarını sizlerle paylaşmak istedim.

Görsel stil kadar, fotografik araçların da bir kalıcılığı olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafçılık, aynı zamanda bir sabır ve zanaatkarlık tarihi de içermektedir. Daha da ileri giderek diyebilirim ki, tüm fotografik araçlar ve anlatım biçimleri öyle kolay değiştirelemez gibi görünseler de, her fotoğrafın ayrı bir anlatım vasıtası olduğu da bilinmelidir. Her anlatım için ayrı bir araç da kullanılabilir. Bu, bir fotoğraf seçimini etkileyebileceği gibi, usta bir sanatçının bunları yapabileceğine bir neden de oluşturabilir. Tüm bunlar, bir fabrikatörün planlayıp ürettiği bir kutudan bir kağıt çıkarmakla aynı şey de değildir!

İyi bir platin baskı araştırdığımda, onun parlaklığı ve harika sıcaklığından, en derin gölgelerde bile detayların varlığından, duyarlı beyazlıklardan, üç boyutluluğundan, görüntünün halografik derinliğinden çok etkilenirim. Platin görüntünün bu kaliteleri, insan yaşamında eşsiz değerlere sahiptirler. Manzaralar ve stil-life çalışmaları adeta ışıldarlar. Portreler canlıdır, sanki bize bakıyorlardır.

Platin Baskı, basit gümüş emülsiyon fotoğrafları gibi, siyah-beyaz bir görüntü verir. Fakat, Platin baskılar, çok daha geniş bir ton yelpazesine sahiptirler.Gümüşün yapamadığını yapar: gölgelerde ince detaylar vardır, orta ton griler daha belirgindirler. Platinde ise beyazlar uçuktur. Eğer, iyi bir gümüş baskıda zayıf beyaz ve zayıf siyah tonlar arasında güçlükle algılanabilen bir düzine gri gölge varsa, platin baskıda bundan çok daha fazlası vardır. Ve ayrıca, platin baskılar genellikle kontak baskı oldukları için, tam boy negatif ile, kaplama emülsiyonu arasında preslendiğinden, tüm ince detaylar ayırt edilirler.

Platin görüntüler sadece güzellikleriyle kalmayıp, aynı zamanda en kalıcı görüntülerdir. Platin metaller, kimyasal olarak altın kadar değerlidirler. Renkli bir fotoğraf solmadan - renk bozulması olmadan sadece birkaç yıl dayanabilir. Bir siyah-beyaz gümüş baskı, bir yaşam süresince gözle görülür şekilde değişebilir. Fakat bir platin baskı, iyi yapılmış ve iyi saklanmış olmak şartıyla binlerce yıl dayanır; tek sınırlayıcı, üzerine baskı yapılan kartın kalitesidir.

İnanın, platin, iyi bir görüntü varken zayıf bir sonuç vermez. Ve kendi kendisine, platin, baskının kalitesinin artmasını sağlamaz. Fakat, pahalı olduğundan ve özel alıştırmalar gerektirdiğinden, platin genellikle başlıbaşına özel bir seçimdir.Bu nedenle güzel sanatlara ciddi meraklıları hemen ortaya çıkarır. Onun görsel netliği, her kusuru acımasızca ortaya çıkarır. Bazı kötü baskılar da olmasına rağmen, genellikle en kötü fotoğrafçının bile her zaman en kötü işi olmaz. Sıradan bir platin baskı bile, kendi başına, insanın gayretlerini yıldıran bir örneği olmuştur. Benzer bir gümüş baskıdan on kat daha çok iş ve on kat daha pahalıdır. Her hatanız 10, 50, hatta 100 doları çöpe atmanıza neden olur. Bu nedenle kötü iş yapmamak durumundasınız. Dünyadaki en iyi 5-6 çeşit karttan hangisini seçeceğinize çok dikkatlice karar verir, değerli emülsiyonların her damlasını ölçer, kartınızı çok sevdiğiniz -belki bir adı bile olan- küçük bir fırçayla kaplar, ve sonra dışarı çıkarak gökyüzündeki büyük ampülün altında görüntünün belirmesini sabırla beklersiniz.

Platin baskı elde etmenin tek bir yolu vardır ve bu da zor bir yoldur! Bir platin baskı fevkalade iyi tasarlanmış ve iyi işlenmiş olmalıdır. Baskıların eşsiz güzelliklerine ek olarak, içlerinde var olan enderlik ve asil kalitesi de bir koleksiyoncu olarak benim için bir cazibedir. Gerçekten platin baskılar, gizemli bir hazla bunların koleksiyonunu yapanlarımız için, daha önceden üzerinde herhangi bir nedenle ciddi alıştırmalar yapılmış en dikkatli bir şekilde seçilmiş görüntüler olmalıdır.

Fotoğrafçılık, tarihi boyunca, pek çok yöntem ve anlatım şekli kullanmıştır: gümüş levha, albumin, karbon ve gravür ve en çok da gümüş emülsiyonlar gibi. Fakat platin, pek çok büyük fotoğraf ustasının seçimiyle, her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Onlar, daha fazla işçilik ve maliyetine rağmen, kendilerine özel ender görüntüler elde etmek için platini tercih etmişlerdir: bulabildikleri, elde edebildikleri sürece!

Platin baskılar için sabrım yetebildiğince araştırdığımda, her gizli kalmış bir konunun, derinlere, uzun ve şaşırtıcı bir öyküye doğru gittiğini keşfettim.

Örneğin, platin baskının değil, gümüş baskının, fotoğrafın alternatif aracı olduğunu keşfettim. Bu arada bir görüşümü belirtmeme izin verirseniz, bence, tüm bunlar, fotoğrafçılık tarihinin açığa çıkabilmiş gizli şeylerinden bazılarıdır. Bunlar bizi fotoğrafın merkezine götürürler.

Belki de platinin ilk akla gelen tarihi, Truva yakınlarında Agamemnon'un kraliyet arması idi. İliada-XI'de, Homer, kraliyet armasının güneşte parladığını, elektrum denen altın karışımlı bir metalden çizgileri olduğunu anlatır. Kimi uzmanlar, elektrumun doğal bir maden olduğuna inanırlar: altın ile platin karışımı. Fakat bazıları da karşı çıkarlar, çünkü platin iki bin yıl boyunca eritilemez idi. Eğer öyleyse, Agamemnon nasıl oldu da platini armasında kullanabildi? Gerçekten de Güney ve Orta Amerika'daki yerlilere ait altın madenlerinin Meksikalılar tarafından yağmalanmasına kadar bir daha platin hakkında bir şey duyulmamıştır. İtalyan filozof ve matematikçi Hieronimo Cardin tarafından 1551'de "ateşle veya diğer bir İspanyol sanatıyla eritelemeyen bir madde" olarak tanımlanmıştır. Güney ve Orta Amerika'daki bu madenlerin bazıları altınla karışık çok fazlaca platin içerdiklerinden ve işlenemediklerinden kapatılmış ve terkedilmişlerdir. Bazen, ne kadar platinin bu eski koloni köylerinde kapalı madenlerin altında gömülü kaldığını merak ederim.

Platinin yüksek sıcaklıktaki oksijen alevi ile eritildiği gün, Benjamin Franklin ile Rus Çarı'nın, Paris'deki Marie Antoinette'in evinde biraraya gelmelerinden dolayı çok önemli bir gündü. O zamana kadar hiç denenmemiş bir sıcaklığa çıkıldığını göstermek için, bu kez bir parça platin metali kullanıldı. Fakat platin eridi ve bu bütün dünyada büyük bir haber oldu.
Günümüzde platin eritilip işlense bile, bu oldukça sınırlı miktarda yapılmaktadır. Platin doğada altın ile beraber bulunur. Hatta bu yüzden simyacılar platini "işlenmemiş altın" olarak tanımlamışlardı.

Tarihteki en ünlü simyacılardan biri de Kazanova idi. Kazonova profesyonel bir simyacıydı. Eğer onun unutulmaz hatıralarını tekrar okursanız, pek çok kez sevgililerine "Platina" ismi taktığını farkedersiniz.

Platinin diğer kullanım alanlarından biri de astronomi idi. İngiliz astronomlar bir parça platini cilalayıp teleskop aynası olarak kullandılar. Oldukça sert olan bu metal parçasının yansıması oldukça kuvvetliydi. 1700'lü yılların sonlarında bir kraliyet astronomu olan William Herschel de bir simyacıydı. Isaac Newton'un ışığı farklı renklere kıran prizmasından etkilenen William, reaksiyona girdikten sonra değişik renkler alan kimyasal maddelerden çok büyülenmişti.

William'ın oğlu John Herschel de babasının "kraliyet astronomu" ünvanını aldı. Sırf eğlence olsun diye, John, platin tuzlarını çözüp, çözeltiyi cam bir şişenin içine koyardı. Küçük yıldız, üçgen ve kare şeklinde oyulmuş kartonu şişenin etrafına sarar ve üzerine mavi bir ışık tutardı. Kartonun oyulduğu kısımlardaki tuzlar mavi ışık yüzünden katılaştığı için, şişenin etrafındaki karton çıkarıldıktan sonra şişenin içinde yüzen geometrik şekiller ortaya çıkardı. Her ne kadar bu deney çok hoş görünse de 1810 yılında oldukça gereksizdi.

Fakat John'un kraliyet bilim adamları topluluğu üyesi olan bir arkadaşı vardı. Bu arkadaş matematikçi ve kötü bir sanatçi olmasına rağmen, eşi oldukça iyi bir sanatçı idi. Bu çift, bütün bir yazı İtalya'da geçirdiler. John'un matematikçi arkadaşı, bütün bir yaz boyunca vaktini tembellikle geçirirken, eşi ise göl kıyısında melekler gibi resim yapmıştı. Sonunda matematikçi bir sanatçının yardımı sayesinde bir ayna ile görüntüyü kağıt üzerine düşürmeyi öğrendi. Bu yöntem uzun zaman önce Leonardo Da Vinci tarafından keşfedilmişti. Fakat bu da matematikçiyi tam olarak tatmin etmedi.Yazın sonunda İtalya'dan döndükten sonra, matematikçi, görüntü kağıdın üzerine düşürülebildiğine göre orada sabitlenebileceğini de düşünmeye başladı. Kraliyet brendisi içip puro tüttürürken matematikçi bu düşüncelerinden John'a bahsetti. John da ona şişede yaptıklarını anlattı. Her iki gözlem de aynı kağıda dökülünce fotoğraf doğdu. Bu arada matematikçinin adi William Fox Talbot idi.

Dolayısı ile platin tuzu, fotoğrafı kağıt üzerinde oluşturan ilk maddeydi. Aynı zamanda John Herschel de terim olarak "fotoğraf"i, negatif ve pozitif baskıyı keşfetmiştir.

Platin'in sorunu gümüş nitrat tuzlarına göre çok daha az hassas olmasıydı. Görüntüyü platin kullanarak kağıt üzerinde oluşturmak için gümüş nitrat çözeltisine göre milyon kez daha fazla enerjiye ihtiyaç vardir. John ve matematikçinin ilk platin baskıyı yapmak için İngiltere'nin bulutlu havasında günlerce pozlama yapmaları gerekmişti. Sonuç olarak Herschel ve Talbot işlemi hızlandırmak için baska maddeler denemişler ve gümüş ve gümüş nitrat tuzlarını bulmuşlardı.

Zamanla fotoğraf gelişti ve onunla beraber platin da. 1844 yılında John Hunt herkes tarafından fotoğraf olarak kabul edilen ilk platin baskıyı yaptı ve 30 yıl içerisinde Hunt'ın kullandığı yöntem daha da geliştirildi. Bu işlemin ilk patentini alan kişi William Willis'dir. şirketi Platinotype sayesinde, Willis bu yöntemi kullanmak isteyen fotoğrafçılara lisansını uygun fiyatta satmaya başladı. Hatta daha sonraları, önceden hazırlanmış platin baski kağıtları üretip, ondan kar etmeye başladı. Giuseppe Pizzighell ve Baron Von Hübel isimli iki Avusturyalı asker, Willis'in yöntemini korsan olarak kullanıp daha da geliştirdiler. Yöntemlerini ingilizceye çevirdiler ve platin baskıların popülaritesini arttırdılar.

1800'lü yılların sonu, 1900'lü yılların başında, fotoğrafın ilk altın çağında, eğer ciddi bir fotoğrafçi idiyseniz, kesinlikle platin baskı ile fotoğraf üretiyordunuz. O zamanlar, platin kaplanmış fotoğraf kağıdı satan 20'den fazla şirket bulmak mümkündü. Fakat Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce hepsi iflas etti. Platin stratejik bir malzemeydi ve dünya rezervlerinin büyük bir çoğunluğu da Rusya'da idi. Gotik katedrallerin fotoğrafçısı olan İngiliz Frederick Evans'ın ünlü bir hikayesi vardır. 60 yaşında, savaş çok sevdiği platin kaplı kağıtlarını elinden alınca o da fotoğrafı bıraktı. Sonraki 20 yıl boyunca hiç bir şey yapmamış ve fotoğraf basmayı reddetmişti. Ona göre başka yöntemle basılmış fotoğraflar iyi değildi.
Savaştan sonra, platin, baskılarının çoğunu platin ve palladiyum kağıtlarla yapmış olan Alfred Stieglitz tarafından yeniden kullanılmaya başlandı. Aynı zamanda bu yöntem onun çırakları olan Paul Strand ve Clarence White tarafından da tercih edildi. White daha sonra profesyonel bir öğretmen oldu. Laure Gilpin, Doris Ulmann ve Max Ernst onun ünlü öğrencileri arasındadır. White aynı zamanda Stieglitz'in "Camera Work" dergisine rakip olan "The Platinum Print" isimli dergiyi çıkarmıştı.

Kariyerinin başında, masrafını karşılayabildiği sürece Edward Weston da platin ve palladiyum kağıtları kullanmıştı. Weston'ın günlüğünde onun sadece bir platin baskı yapabilmek için günlerce hicbirşey yemeden gezdiğini okuyabilirsiniz.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra platin her ne kadar kolay bulunabilir olsa da fiyatı oldukça yüksekti. Hatta şimdi platin altından bile pahalı bir maddedir. 1900'lü yılların başında platinin, palladyum, iridyum, osmiyum ve radyum gibi elementlerle fiziksel ve kimyasal özelliklerinin benzer olduğu keşfedildi. Platine göre daha ucuz ve kolay bulunabilen palladiyum elementi, platinin yerine kullanılmaya başlandı ve iyi de sonuçlar alındı. Palladiyum, daha sıcak, kontrast ve daha sepya tarzı görüntüler oluşturur. Daha sonra fotografçılar platin ve palladinyumu değişik oranlarda karıştırarak daha farklı sonuçlar elde etmeye başladılar.

Fotoğrafın daha çok sanat olarak kazandığı ve koleksiyoncular tarafından yatırım olarak kullanılmaya başlandığı şu son on yılda, platin baskı tekniği tekrar önem kazanmaya başladı.

Rusya'daki gelişmeler sonucunda, platinin fiyatı da dengeye oturdu. Birkaç küçük ama sağlam şirket de fotoğraf baskı kağıdı üretmeye başladi. Onların arasında benim tercih ettiğim Bastick&Sullivan adlı şirkettir. Yılda binlerce fotografçı, platin baskı malzemesi satın almakta. Bu fotoğrafçılar daha cok ortaya çıkan fotoğrafın güzelliği, kalıcılığı ve çekiciliği için bu yöntemi tercih ettiklerinden, onlar için malzemenin pahalılığı, baskının zorluğu ve işçiliği o kadar da önemli görünmüyor.


Platin Baskı Nasıl Yapılır?

Saf platin altın gibi durağan ve kalıcı bir metal olduğu için, platin baskı kağıt üzerinde oluşturulmuş en kalıcı baskı türüdür. Gümüş baskıların tonalı bir iki yıl içerisinde değişir; iyi yapılmış bir platin baskı yüzyıllarca hiç bozulmadan durabilir.

Kalıcılıklarının yanı sıra, platin baskıların oldukça orjinal bir görünüşü de vardır. Oldukça parlak ve hatta üç boyutlu görünürler. Bu, platin görüntüyü oluşturan oldukça geniş tanı aralığının sonucudur. Bir gümüş baskıda iyi ayrılabilen gri tonun sayısı bir düzineyi geçmez. Negatifdeki değerler genelde sıkıştırılmış olarak gümüş baskıda belirir. Fakat, platin baskıdaki tane sayısı neredeyse gümüş baskının beş katıdır ve dünyada basılmış olan bütün görüntüler arasında ton aralığı en geniş olan baskı tekniğidir.

Platin baskı süreci:

1) Platin baskılar bütün bir negatiften kontak baskı yöntemi ile özel olarak elle hazırlanmış olan çözelti sürülmüş bir kağıdın üzerine yapılır. Gümüş baskı tekniğinin aksine, platin baskı tekniği fotoğraf üzerinde yapılan oynamalara izin vermez. Eğer fotoğrafçı fotoğrafı negatife tam istediği gibi düşürememişse, platin baskı sırasında bunu düzeltmek neredeyse imkansızdır.

2) Fotoğrafçı, dünyadaki en iyi ve en saf kağıdı platin baskı kağıdı yapmak üzere seçmek zorundadır. Seçim önemli bir karardır. Kağıdın kalitesi, görüntü üstüne düştüğünde oldukça önem kazanır. Kağıdın içindeki, görünmeyen kalıntılar önceden belirlenemeyen sonuçlar doğurabilir. Kağıt sık dokulu olmalıdır.

3) Fotoğrafçı aynı zamanda biraz da organik kimyacı olmalıdır. Karmaşık çözeltileri dikkatli bir şekilde karıştırıp, kağıdı ışığa hassas emülsiyon ile kaplamalıdır. Katı platin potasyum ve klorin ile bir kaç tane asit banyosunda çözülür. Asit su ile yer değiştirir ve çözelti platin tozunun içinde kristalleşir. Bu ısığa hassas demir tuzu (ferric oxalate) ile birleştirilir. Yumuşak, kahverengimsi ve daha kontrast baskı yapmak için platin, palladiyum ve irridyum tuzları ile karıştırılabilinir. Fotoğrafçı bunu deneyerek oğrenecektir.

4) Suda çözünmüş olan platin ve demir tuzları bir fırça yardımı ile kağıdın üzerine kaplanacak olan emülsiyondur. Kağıt daha sonra kurutulur. Kağıt çok bekletmeden kullanılmalıdır. Dolayısı ile sadece her seferinde bir kaç küçük kağıt hazırlanabilir. Bütün işlem boyunca yapılan herşey detaylıca not edilmelidir (kullanılan kağıt, kimyasalların miktarı ve karışım oranları, ortamdaki nem vs.). Dolayısıyla hatalar tekrarlanmaz. Hatalar her zaman oldukça pahalı ve zaman alıcıdır. Herşey çok iyi gitse bile bir negatifden iyi bir baskı yapabilmek için değişik koşullarda beş ile onbeş deneme yapılması normaldir.

5) Negatif, kağıdın üzerine konulur ve onun üzerine de negatifi düz tutması için ağırca bir cam parçası yerleştirilir. Platin oldukça durağan olduğundan, baskı kağıdını pozlamak için gümüş baskı için gerekli enerjinin yüzlerce katı enerji gerekmektedir. Dolayısı ile pozlama süresi negatifin yoğunluğuna bağlı olarak bir kaç dakika ile bir kaç saat arasında değişmektedir. Pozlamak için özel bir mor ötesi işik veya güneş ışığının kendisi kullanılır.

6) Mor ötesi ısık platin tuzunu karartır. Pozlama tamamlandığında önce kağıt üzerinde çok açık renkte bir görüntü olusür. Pozlanan kağıt daha sonra labaratuvara alınır ve üzerine özel bir kimyasal banyo dökülür. Fotoğraf aniden gelişir, daha sonra seri halinde asit banyosu kağıt üzerindeki demir kalıntılaını tamamen temizler. En son kağıtta kalan görüntü ise mikroskopik boyuttaki saf platin metalinin kağıdın içine gömülmüş olan kristalleri tarafından oluşturulur.