İçindekiler
İçindekiler
Dijital Dünya:
Yeni Umutlar
Sergi Salonu
 
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı "Henri Cartier Bresson"
Portfolyolar
 

Temel Tasarım : Yaratıcılık ve eğitim Sistemimizdeki Boyutu

YARATICILIK VE EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ BOYUTU

Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK

Yaratıcılık, eleştirel bakmak, yeni önermelerde bulunmaktır. Daha önce aralarında ilişki kurulmamış nesneler yada düşünceler arasında ilişki kurulmasıdır. Alışılmışın, bilinenin dışında, farklı, yeni, özgün olmak, problemi görmek, farklı çözüm yollarından giderek yeni sonuçlar çıkartmaktır. Yaratıcılık dünyayı, kendimizi değiştirme eylemliliğidir. Sanatsal yaratma, değiştirme sürecinde öznel iç yaşantının farklı dışa vurumudur. İnsanın deneyimleri, duyarlılığı, algılama tavrı ile yeniden üretimi gerçekleştirmesidir. Öznelin nesnelle diyalektik buluşmasında yeni ilişkilerin bulunması, keşfedilmesidir. Rüyalar, hayal gücü, espri ve düşünsellik, dikkat, yargılama, uslamlama sonucu oluşturulan eylemde sonuca farklı yollardan ulaşmadır yaratıcılık. Yaratıcı insan, yaratıcı süreç içinde geçmişinden, entelektüel birikiminden, deneyimlerinden,algılarından, hayal gücünden yararlanarak, çevresini bu bağlamda değerlendirip aktarma yetisi çerçevesinde sezgi ve araştırma ile özgürce yaratıcı ürünler, yapıtlar oluşturur, farklı önermelerde bulunur. Bu nedenle mevcut olaylar, kuramlar yeniden ele alınır, ancak bakış açısı farklıdır. Gidilen yol orijinaldir. Varılan sonuç özgündür. Bu duyarlılık sürecinin sonucunda yenilik vardır. 

 Yaratıcılık sanat yapıtında olduğu kadar, bilimde ve güncel yaşamda da geçerlidir. Corbusier, “yaratıcılık sabırlı bir araştırmadır” demiştir. Bilgi ve deneyim birikiminden yararlanarak sentezleme sonucu yeni ürünler ortaya koymak gerekir yaratıcılık söz konusu olduğunda. Birbiriyle farklı olan, ilişkisi olmadığını sandığımız şeylerin ilişkisini kurmak ve yeniyi yaratmak gerekir. Matisse, “görmek yaratmanın başlangıcıdır” demiştir. Yaratma bir serüvendir, bir heyecandır, bir duyarlılıktır, kuvvetli bir hayalgücüdür. Bunun için de görmeyi bilmek gerekir. Gözümüzden kaçırdığımızı bilgiyle yakalamalıyız. Bu nedenle bol bol okumalıyız. Türkiye’de bu konudaki eksiklik, okuma alışkanlığının azlığı yürekler acısı bir konudur. İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde görevliyken ilk bir iki yıl bir şey çok dikkatimi çekmişti. Lüleburgaz’dan gelen öğrencilerin çok güzel okuma alışkanlığı vardı. Hem de güzel kitaplar, yazarlar okuyorlardı. Sorduğumda Yazın öğretmenlerinin yönlendirdiğini söylemişlerdi.  Hep o Yazın öğretmeniyle tanışmak ve kutlamak istemişimdir. Ne güzel bir devrim yaratmış . Gerçi yine de A. Güzel Sanatlar Lisesinde olan çocuklar, düz lisede okuyanlardan daha çok okuma alışkanlığına sahiptiler. Sanat kültür getirir. O lisede dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı. Bunu da, çok çalışkan bir öğrencimde yaşamıştım. Her dersime ( Grafik Tasarım, Temel Sanat Eğitimi ) girdiğimde ilk soru olarak, şu sıralar ne okuyorsunuz, kitabın adı, yazarı hatta yayınevini sorardım. Öğrencinin biri seçtiği yazarın tüm kitaplarını okurdu hep. Ben ayrıca gittikleri sinema, tiyatro, sergi konferans ve saydam gösterilerini de sorardım. Aşağı yukarı bunları da takip etmesine karşın farklı olaylar arasında ilişki kuramaz, bir görsellikteki ( film ) alıntıları diğer bir alana, Grafik Tasarımdaki araştırmalarına harmanlayarak eklemleyemezdi. Çok çalışkan olduğu için kurtarıyordu bazı şeyleri... Demek ki tüm bunlara karşın bazı şeyler vardı eksik kalan, kendisine verilmeyen, alıştırılmayan. Bu nedenle doğuştan gelenlerin yaşantıda yeşertilmesi çok önemli. Yoksa o güzelim yetiler yok olup gidiyor. Bir söyleşide dinlemiştim. İsmini anımsayamadılar, ama öyküsünü anlattıkları tanınmış birine her gün annesi okula giderken “ bu gün öğretmenine hangi önemli soruyu sordun “ dermiş. Bizde ise soru sorma alışkanlığı yoktur adeta. Sık sık gittiğim konferans, panel, sempozyum ve söyleşilerde bunu yaşarım kendim de dahil olmak üzere. Güzelce dinleriz ya da dinler görünürüz ama sorularla evimize döneriz. Okullarda böyledir genellikle...

 Yaratıcılık kendini tanımayla başlar. Bizler ise tüm dünyayı sorgularız, bunu doğruda yaparız ama bir kişiyi sorgulamayı unuturuz. Kendimizi. İçinden geleni yapmak gerekir yaratıcılık adına. Ancak bizler “elalem ne der” diye yetiştirilmişizdir çoğu kez. O baskıyla saklarız içimizdeki çocukluğu, güzelliği, hayalleri, ütopyaları... Esprili, neşeli olmak hafif olmakla karıştırılır bazen de. Tıpkı samimiyetin laubalilikle, özgürlüğün laçkalıkla, disiplinin despotlukla karıştırılması gibi. Halbuki espride yaratmanın ta kendisidir. Farklı düşünmek insanı toplumdan soyutlar diye korkarız. Çünkü böyle büyütülmüşüzdür. Prof. Dr. Bünyamin ÖZGÜLTEKİN’e anne babası gezmeye giderken, "biz gelene kadar bir şey icat etme sakın” derlermiş. Çok yönlü düşünmek gerekir tek boyutta değil yaratmak için. Hepsinden önemlisi de duygu yüklü olmak lazım. Duygusal zeka boşuna ön plana çıkarılmadı. Her ne kadar duygusallıktan farklıysa da.

E.P.Torrance göre yaratıcılık “boşlukları, rahatsız ediciliği ya da eksik ögeleri sezip, bunlar hakkında düşünü ya da varsayımlar kurmak, bunları sınamak, sonuçları karşılaştırma ve olasılıkla bu varsayımları değiştirip yeniden sınamaktır.” Buluşun, yeniliğin söz konusu olduğu yaratıcılıkta, zihnin tüm yetileri, düşünme süreçleri, imgelem, duygular etkileşim halindedir. Demek ki yaratıcılık tüm zihinsel yetileri geliştirmede rol oynar. Yaratıcılık zekanın tamamlayıcısıdır, en üst basamağıdır. Zeka, bilgi toplama, öğrenme ve bunları çeşitli durumlara uyabilme ve kullanabilme yetilerinin toplamı olarak tanımlanır. Bu yetiler toplamının içeriğini, bilgiler arasında yeni ilişki ve bağlantılar kurarak genişletir. Conrad, “kavram, duygu ve imgelemi içine alan bir yaratı arama, araştırma ve bulma sürecinin, algıdan doğmuş duyum ve duygularla çağrışmış, etkili bir mecazın doğuşu sürecine başlangıç teşkil etmesi” diye tanımlar yaratıcılığı.

 Yaratıcılığın içinde, sanatta yeni ve özgün bir şey yaratmak bütünselliğine ulaşmak için algı da önemli rol oynar Wernher Von Braun “bilinen şeyleri, yeni biçimde kullanmak, şimdiye kadar olduğundan başka biçimde birleştirmektir” diyor. Bundan şu anlaşılıyor ki yaratıcılık üzerine araştırma yapanlar farklı sözcükler de kullansalar içerik olarak birbirine yakın tanımlar yapıyorlar.

 Doğadaki canlıların içinde salt insana mahsus olan yaratıcılık “çoklukta birlik, bütünlük” ilkesine dayalıdır. Bu da seçmeyi ayıklamayı beraberinde getirir. İnsanı insan yapan olgulardan biri de budur. Bir sanat yapıtı “ben varım”ın göstergesi olduğuna göre ölümü yenmenin yolu olur böylece yaratıcılık. Aynı zamanda yoksunluğa, gereksinmelere yanıt vermek, kötülüğe karşı çıkabilmektir yaratmak. Sanatsal yaratmanın doğasında yaratıcılık süreci vardır. Sanatçının normlarıyla toplumun normlarının kesiştiği yerde yaratma başlar. Yeni bir şey çıkar ortaya. Bu yapıt olabilir düşünce olabilir vs.

Alev ARIK , yaratıcı davranışlar yalnız bilimdeki ilerlemeyi değil, toplumu da çok büyük ölçülerde etkilemektedirler. Zeka testlerinden yüksek puan alamayanlar, yaratıcılık testlerinden yüksek puan alabilirler, yaratıcı çocuklar farklı kişiliklerde olabilirler. Onların öğrenme yolları klasik yöntemler olmamalıdır, yaratıcı yöntemlerle olabilir saptaması yapmıştır.

Yaşam yaratıcılıkla değiştiğine göre, yaratıcılık her alanı ( bilim, sanat, yaşam ) kapsar. Bu nedenle gününün çoğunu okulda geçiren öğrencilere hitap eden öğretmenlere çok büyük görevler düşmekte. Bu da tahtaya şablon çizip bunun yinelenmesi sınırlamasıyla olmamalıdır. Katılık, aşırı tekrarlılık, söz hakkı tanımama gibi tavırlar öğretmenlerin öğrenciyi köreltmesine, gerilemesine, sınırlamasına neden olacaktır. Esneklik, öğrenciye söz hakkı, düşündüğünü söyleme şansı verilmelidir. Öğretmene düşen yönetme, müdahale etme değil, yönlendirme, organize etme, yaratıcılığı ortaya çıkartacak davranış biçimi, konuşma tarzı olmalıdır. Öğretmen öğrenciyi farklı yollardan aramaya yönlendirme, doğru yanıtları söylemek yerine onu düşünmeye, araştırmaya sevk ederek yaratıcı süreç içine sokmalıdır.

1966 da Gallegher’in araştırmasına göre;

·        Yüksek zeka - yüksek yaratıcılık

·        Düşük zeka - yüksek yaratıcılık

·        Yüksek zeka – düşük yaratıcılık

·      Düşük zeka – düşük yaratıcılık

Yaratıcılık zeka ile ilgili görülse de onunla eş anlamlı değildir. Tabii tercih edilen hem zeki hem yaratıcı olunması belki ama farklı yapılardaki öğrenciye doğru yönlendirme yapılırsa yine başarı sağlanır. Bu durumda duygusal zekanın da önemi artıyor.

Wallas’a ( 1921 ) göre zihinsel faaliyetler şöyle bir süreç izliyor.

- Hazırlık

- Kuluçka

- Aydınlanma

- İspat

Yaratıcı etkinlik

- Hazırlık evresi, sorunu benimseyip yeniden ele almak gerekir.

- Oluşma evresi, Sorun saptanır düşünceler ayrıştırılır.

- Planlama evresi

- Esinlenme evresi,farklı bir sıçrayış yapılabilir. Hani beyinde bir ışık çakar ya

- Doğrulama evresi, özgün bir yapıt ortaya çıkar Denetim eylemi

Yaratıcılığın koşulu;

- Çalışmak
- Deneyim
- Gözlem
- Araştırma
- Algı

Çocukta yaratıcılığı geliştiren etmenler;

- Algıların zenginleştirilmesi için çocukların gözlem ve hafıza eğitimine gerekli önemi vermek,
- Üretici düşünme yöntemi kazandırmak,
- Yeni biçimler aramaya, bulmaya ve bunları anlatıp yorumlamaya yöneltme
- Sanat eserlerini inceleme,
- Duygu ve düşünceleri kullanma alışkanlığı kazandırmak, pratik, çabuk, kararlı, cesaretli olmalarına olanak tanımak,
- İmgelerinin geliştirilmesi,
- Öğrencinin çevresinin ( sınıf, atölye, koridor ) yapılan iş ve resimlerle donatılarak bir sanat çevresi yaratılması,
- Öğrencinin kendi kendine çalışıp, teknik yönden birikim ve doyum sağlayacağı ortam hazırlamak ( kitaplık, atölye vb. yerlerden yaralanması gibi ),
- Sanatsal etkinlikleri izleyebilme olanaklarının yaratılması ( müze, sergi vs. gezilmesi ),
- Konuların öğrencilerin çevresinden ve yaşamlarından seçilmesi.

Yaratıcı düşünme özgürdür, hareketlidir, üretken bir süreçtir. Çok yönlü bakmak, çok seçenekli çözüm yolları bulmak gerekir. Tasarımcı, yaratıcı eylem sürecidir, çevresini yaratma adına görmeli ve kullanmalı, tüm kaynaklardan yararlanmalıdır.

Bu kaynaklar;

- Doğal çevremiz,
- İnsan gereksinmeleri, istekleri
- Eğitilmiş insan gücü
- Sezgi
- Bilim
- Kültür
- Madde ve olanakları
- Teknoloji ve olanakları
- İnsanın ürettiği her şey
- Sanat

Yaratıcılığın içinde sezgi vardır. Bilinen hikayedir, tanınmış bir sanatçı tanınmış bir bilim insanına sorar “biz sezgiyle yaratıyoruz. Siz buluşlarınızı nasıl gerçekleştiriyorsunuz?” diye. Yanıt, “bizde sezgiyle” olur. Birikim, bilgi, araştırma çok önemli ama sezgide bir o kadar geçerli. Yaratan her an yaşar, yaratmanın tatili yoktur. Bazen rüyada, uykudan uyanınca, bazen yolculukta bazen doğada yeşilliklerin içinde yatıp gökyüzüne bakarak hayal kurarken, bazen sıkıntı içinde çıkış ararken, bazen izbe bir büroda yada küçük bir atölyede. Bazen de refah içindeyken. Şurası da bir gerçek ki Montaigne’nin Denemeler’inde olduğu gibi bir şeyler yapmak için bana şu şu olanakları verselerdi neler yapmazdım, yaratmazdımın arkasına gizlenmeden. Tasarımcının yaratma eylemi içinde yararlandığı temel kaynaklardan biri de sezgidir. Önemli olan sezgiyi eyleme dönüştürmektir. Bu, yaratıcılık kapsamındadır. Sezgi, hangi alanda olursa olsun bilinç altından gelen bir değer yapısıdır. Bunun oluşturduğu süreç izlenip eğitilebilir.

Yaratma ediminde, inorganik olanla tinsel olan, real olanla irreal olan, akılsal olanla duygusal olan, bilinçli olanla bilinç dışı olan, mikrokosmik olanla makrokosmik olan, arkaik ya da geleneksel olanla çağdaş olan, yöresel olanla evrensel olan, bireysel olanla toplumsal olan uyumlu birliğe ve bütünlüğe ulaşırlar. ( Süleyman VELİOĞLU )Yaratıcılığın koşulu çalışma, deneyim, gözlem, kültür, araştırma, algı, merak vb.dir.

Gordon ( 1944 ), “ yaratıcılık öğrenilebilen, geliştirilebilen bir güçtür” der. O zaman okullarımıza çok büyük görevler düşer. Sanat eğitimi de salt görüleni yinelemek ya da hocanın kimliğinde gelişmek değil, öğrencinin bireysel ayrıcalıklarının çerçevesinde yeni, farklı yapıtlar yaratmasına, düşünceler üretmesine olanak tanımak gerekir. Yaratmak, yaratıcı yeti insan yaşamını, dünyayı değiştiren, geliştiren en önemli olgu. O halde okullarımızın baş tacı olmalı. Çünkü okulun misyonu da budur. Yaratıcı eğitimin amacı , önceki kuşakların yaptıklarını yinelemek değil, bunların üzerine bir şeyler koyabilmek, tasarıya, yaratıcılığa, düşünmeye, özgünlüğe, meraka, buluşa, araştırmaya yöneliktir. Önüne konulanın ezberi değil, sorgulanması ve katılım önemlidir. Eğitimde, bu nedenle yaratıcı bireyin psikolojik özellikleri bilinmesi gerekir. Çünkü yaratıcılık eğitimle geliştirilebilir. Yaratıcılığı yüksek olan bireyler,

- Meraklıdırlar,
- Temel sorunlarla ilgilenirler,
- Özgürdürler,
- Enerjiktirler
- Espritüeldirler

Yaratıcılık söz konusu olduğunda yeni deneylere ve gerçeklere açık olmak gerekir. Yaratıcı düşünce tüm bilgileri kullanmak durumundadır. Dolayısıyla bilgiler, veriler çoğaltılıp yoğunlaştırılarak yaratıcılık artırılabilir, geliştirilebilir. Bunun için öğrenciyi iyi tanımak gerekir. Bu bağlamda özellikle sanat eğitimi kitle eğitimi olarak gerçekleştirilemez. Bireysel eğitim söz konusu olmalıdır. Çünkü kitle eğitimi katılımsız ve öğrenciye dayatma şeklinde gerçekleşiyor. Nasıl bilim eğitimi denemelerle gerçekleştirilirse sanat eğitimi de araştırmalarla bir konunun varyasyonları üretilerek gerçekleştirilmelidir. Tabii bu biraz da sabır işidir. Bir çalışma yapıp, ben yaptım oldu mantığı geçerli olamaz. Ayrıca hiçbir zaman sanat eğitimi sınıfın dört duvarı içinde hapsedilemez. Gözlem zenginliği gereklidir. Duvarları, hatta ülke sınırlarını aşmak gerekir. Nasıl insandaki üzülmek, korkmak, kızgınlık, sevinmek gibi bazı duygular tüm dünyada aynı ise sanatta evrenseldir. O zaman her yere uzanmak, başka kültürlerle de kendi kimliğimizi yok etmeden zenginleşmek gerekir. 

Eğitim, toplum içindeki bireylerin yaşam içindeki yerlerini almalarını sağlamaya yöneliktir. Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir. Eğitim, belli bir bilim dalı yada sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işidir. Bu çerçevede yaratıcılığın ön planda olması çok önemlidir. Yani ya yaşatacağız ya da öldüreceğiz. Bunun içinde ateşli bir silaha gerek kalmadan

KAYNAKLAR

·         Yanılsama ve Gerçeklik Coudwell, C Pavel yay. , 1974

·         Görme Biçimleri Berger, J ., Metis yay.1986

·         İTÜ Bülten Tasarlama Eğitimi 1 – 2 , 1985

·         Eğitim Yönetimi Başaran İ.E., Kadıoğlu Matbaa 1983

·         Eğitime Giriş Başaran İ.E., Sevinç Matbaa 1973

·         Sanatın Anlamı Read H. İş Bank yay. 1974

·         Sanatın Gerekliliği Fishcher E.,Kuzey Yay. 1985

·         İnsan ve Yaratma Edimi Velioğlu S. İş Bankası Yay. 2000

·         Yaratıcılık Rouquette M.L. İletişim Yay. 1992

·         Yaratma Cesareti May R. Metis Yay.

·         Yaratıcı Düşünce Sungur N. Özgür Yay.

·         Sanatsal Yaratma Çocukta Yaratıcılık San İ. İş Bankası Yay.

YTÜ SANTAS