İçindekiler
İçindekiler
Dijital Dünya:
Yeni Umutlar
Sergi Salonu
 
Bir Ülke Bir Fotoğrafçı "Henri Cartier Bresson"
Portfolyolar
 

Uzaklardan: Meslektaşlar, Robert Adams; Aylin Yılmazbayhan

Uzaklardan
Aylin Yılmazbayhan

Bu sayıda Robert Adams'ın, "İnsanlar Niye Fotoğraf Çeker" isimli denemelerini topladığı kitabından, fotoğrafçılar ve onların hayatları ile ilgili düşüncelerini aktardığı denemesini sizlerle paylaşmak istedim. Bu denemede yazar, insanların neden, nasıl fotoğraf çektiğinden ve fotoğrafçıların hayatlarındaki zorluklardan bahsetmektedir.

Meslektaşlar

Robert Adams

Kendi fotoğraflarınız asla yeterli değildir. Her fotoğrafçı diğerlerinin çektiği genel veya özel, ciddi veya komik ama toplumun özünü anlatan fotoğraflara bağlıdır.

Nicholas Nixon, benim çok beğendiğim bir fotoğrafında, bizim Airdale isimli köpeğimizi çekmişti (Fig. 1). Bu fotoğraf, Airdale'in dikkatli bakışının mükemmel bir kaydıdır ve aynı zamanda New York'taki Modern Sanat Müzesinde de bir süre sergilenmiştir. Airdale evin önünde havlarken, Nick onu gördü. Kerstin, ben ve daha sonra Nick, köpeğin şaşkın bakışlarına gülmeye başladık. Fakat Nick tam o sırada, fotoğraf makinasını çıkarıp bu görüntüyü kaydetti. Köpek, Nick'in o anı değerlendirmesi, onun komikliği ve bir fotoğrafçı olarak yeteneği, bunların hepsi bana o günü geri getiriyor.

Ben fotoğrafa diğer insanların ilgi duydukları alanlara güvendikleri kadar güvenirim. Fotoğrafçıların hoşlandıkları şeyler onların fotoğraflarında belirir. Ben, özellikle mektup ve konuşmalarından fotoğrafçıları tanımakta çok iyiyimdir. Eğer bir sürü fotoğrafçıyı seversem, ki seviyorum, bunu onların benimle paylaştığı güzelliğe sayarım. Onlar hayatlarını fotoğraftan kazanıyor veya kazanmıyor olabilirler ama şu gerçek ki onlar fotoğraf sayesinde yaşıyorlar.

Gençlik yıllarında, ayağıyla direksiyon çevirip arabasının üst penceresinden yarıya kadar dışarı çıkarak fotoğraf çeken bir arkadaşımı örnek vermek istiyorum. Onunla, fotoğraf çekme tarzını tartışamazdınız. Onun için o teknik idealdi, o istediği görüntüyü ancak o şekilde yakalayabiliyordu. Yıllar sonra, yaşlandığı halde, enerji ve heyecan dolu sesini telefonda duyunca, kendi kendime aklımdaki "tehlikeli" fotoğrafları da çekmeye söz verdim.

Uzaktan tanıdığım bir fotoğrafçıya, bir galerici gelerek kitabını imzalamasını istemiş. Fotoğrafçı da, galericinin ismini kitaba yazdıktan sonra "TEKRAR SATILAMAZ" diye yazarak bütün köprüleri yakmış. Bence, düşüncesizce yapılmış bir hareket ama aynı zamanda bir çeşit hayat garantisi. Aslında pek çok fotoğrafçı bana resmin yanı sıra sadece viski içmekten ve büyük konuşmaktan hoşlanan Thomas Hart Benton'un fevriliğini hatırlatıyor.

Niye fotoğraf? Bir çeşit arınma mı? O bir çeşit sessiz memnuniyettir de aynı zamanda. Zaman zaman fotoğrafçılar gördüklerinin sevinci ile kendi gözlerindeki göz yaşlarını keşfederler. Sanırım onlar bir mucizeyi gördükleri için böyle davranıyorlar. Onlara öğrenemedikleri bir şey veriliyor ve bu, beklenmeyen hediyelerle birlikte, duygu yüklü bir biçimde geliyor. Fotoğrafçılar başkalarının başarılı çalışmalarını kopya etmeyi aştıklarında veya kazara başarılı olmuş ilk çalışmalarını tekrar etmeyi bıraktıklarında, yeryüzünde nerede fotoğraf çekebileceklerini bilmediklerini öğrenirler. Hiç kimse bilmez. Her fotoğraf yaratıcısına bir şeyler verir. Evet fotoğrafçılar, örneğin arabayı nerede durdurup, nerede yürümeye başlayacaklarını sezerek iyi şansın avantajını kullanıp, ona göre davranırlar. William Stafford'un yazdığı gibi, "Hesaplamalar sizi sadece görüntüye yaklaştırır, zeki olmak önemlidir ama şanslı olmak çok daha önemlidir". Günlerce film değiştirmeden araştırırsınız ama birden sanki cennet bahçesine düşmüş gibi yüzlerce kare fotoğraf çektiğiniz olur.

İtiraf etmeliyim ki fotoğrafçıları sevmemin başka bir sebebi daha var. Onların aralarında hiç kıskançlık yoktur. Çünkü bu mesleğin getirdiği şöhret çok kısadır. Neredeyse herkes, tırmandığı yerden aşağıya çabucak düşer. Neredeyse bütün fotoğrafçılar, paylaşmayı umut ettiklerinin aslında almak istedikleri olduğunu anladıkları küçük dinleyici kitlesinin takibine uğramışlardır. Hiçbir şey çok açık değildir, örneğin, sergi açılışı sırasında sadece sergide görevli olanları da görebilirsiniz.

Bu tarz deneyimler her zaman cesaret kırıcıdır. Peki, niye kaybederken vazgeçilir? Bence her zaman idealizme yer vardır. Alex Harris, Mexico Chiapas'taki yaşlı fotoğrafçıların fotoğraflarını derlediği kitabını yayınladığında ne geri getirilecek şans ne de geri kazanılacak bir ün vardı. Tek gerçek, onların inandığı bir konunun anlaşırlılığının paylaşımıydı. Aynı şey Richard Benson ve David Wing tarafından diğer fotoğrafçıların çabalarının göz önüne gelmesine yardım etmiştir. Harris, Benson ve Wing gibi fotoğrafçıların ekolünde, bizler amacın güçlü bir şekilde yükseldiğini keşfediyoruz.

Cesaretlerinden dolayı pek çok fotoğrafçıya saygı duyarım. Yaşamını fotoğraftan kazanan insanlar için hayat hiç de kolay değildir. Örneğin, hayran olduğum bir fotoğrafçı, Guggenheim, bursu kesildikten sonra, geçimini sağlamak için evlere temizliğe gitmeye başlamıştı.

Fotoğraf çekmek, aynı zamanda fotoğrafçının hayatında fiziksel bir tehlike de yaratabilir. İki fotoğrafçı hatırlıyorum, biri bir çiftlikte fotoğraf çekerken oradaki hayvanların saldırısına uğramıştı, diğeri ise fotoğraf çekerken trenden aşağıya düşmüştü. Pek çok fotoğrafçı tehlikeli atık bölgelerinde fotoğraf çekiyor ve birçoğu da Los Angeles’daki tarafsız bölgenin ilerisinde görüntü kovalıyor.

Daha önce hiç kimsenin çekmediği fotoğrafları çekmek için, onlar sürekli dikkatli ve yaratıcı olmak zorundalar. Her ne kadar bu görüntüleri çekmeyi isteyen fotoğrafçının kendisi olsa bile, bu daha önce hiç çekilmemiş görüntülerin kendisidir onları bu kadar yaralayan. The Americans'daki fotoğrafları çeken Robert Frank, fotoğraf makinasını bıraktıktan sonra görüntülediği dünyanın acısını, bizim kitabını kapattıktan sonra unuttuğumuz kadar çabuk unutamamıştır.

Fotoğrafçılar, aynı zamanda, kendi bakış açılarının bir gün kendilerini reddedebileceği tehdidiyle yüz yüzedirler. Sanatta kendi yollarını bulma kapasitelerini, yorgunluk, yanlış anlama veya ruhlarındaki sapmalar yüzünden bir saatliğine veya bir aylığına veya sonsuza dek kaybedebilirler. Bu hiçbir şekilde tahmin edilemez, anlaşılamaz veya olduktan sonra bile bir süre tanınamaz. Vizyonlarını sonuna kadar koruyan her Atget, Stieglitz, Weston veya Brandt'e karşılık, sıradışı bir yaratıcılık sürecinden sonra Ansel Adams bu formülün dışına çıkar.

Pek çok fotoğrafçıya duyduğum saygı onların cesareti, ihtimalleri görebilen zekaları ve son noktaya kadar bekleyebilen sağlam sinirleri içindir. Örneğin, Glen Kanyon'a baraj yapılmadan evvel, oradaki halkı baraj yapımına karşı hareketlendiren ve hatta inşaat bittikten sonra da protestoya devam eden fotoğrafçılar, güneybatıyı görüntülemeye devam ettiler. Fotoğraf çekmeye başlamadan önce Glen Kanyonu, son günlerinde şöyle bir görmüştüm. Benim edindiğim izlenime göre orasının Grand Kanyon kadar, hatta oradan bile daha güzel, bir yer olduğuydu. O coğrafyayı çok iyi bilmek ve orada yüzlerce fotoğraf yapmak ne kadar değerli bir şeydir. Ama orayı o kadar sevdikten sonra orası olmadan çalışmaya devam etmek de o kadar zor.

Meslektaşlarımda hayran olduğum başka bir nokta ise onların diğerleri için bir temel olmalarıdır. Yıllar önce Washington sahilinde fotoğraf çeken ve daha sonra "kıyıya vuran bir odun parçasını, yı, ışığı, denizi, kayaları, ve ağaçları düşünüyorum da, büyük, bütün bir dünyaydı, bir süreliğine, o hava da, mükemmeldi" diyen bir arkadaşımla bir kış gününü beraber geçirmiştim.

Garry Winogrand'in konusu mükemmellik idi ama onun sokak fotoğraflarının pek çoğuna baktığınızda hep bir karmaşanın ucunda belirdiğini görürdünüz. Belki de o yüzden uzun bir süre onun fotoğraflarını anlayamadım ve bu yüzden onun başarısından memnun olamadım. Hatta onu, kişi olarak bile tanıdığımda sevip sevmeyeceğimi merak ettim. Fakat onunla Carmel'deki bir konferansta tanıştığımda onu gerçekten çok sevdim. Çok neşeli bir insandı.

Winogrand'in ölümünden sonra, biri bana, ölmeden evvel onun benimle ilgili fotoğraf yapmak istediğinden bahsetmişti. Çalışmalarımız çok farklı olduğu için onun böyle düşündüğüne çok inanamıyorum ama daha sonra onun Los Angeles'da çektiği fotoğrafları gördükten sonra aynı buluşlarımız olduğunu fark ettim.

O zamandan beri, benim çalışmalarımda da bir değişiklik olduğunu, hatta biraz biraz onunkilere benzemeye başladığını sezdim. Eğer öyleyse, benim hayran olduğum şekilde karmaşayı kabul ettiği için, memnun bile oldum bu sapmadan.

İkinci ve son kez Garry Winograd ile San Francisco’da Fraenkel galerisinde bir öğlen yemeğinde bir araya gelmiştik. Dolaylı ama doğal bir ışığın altında, fotoğrafçılar, meraklılar ve öğretmenler, rasgele halının üstüne oturmuş, Fransız şarabı ve ekmeği yiyerek fotoğraflar hakkında tartışıyorduk. Winogrand, uçağını kaçırmamak için erken ayrılmak zorunda kaldı. Ama o oturduğu yerden kalktığında, yerde, etrafına döktüğü, rasgele dağılmış, ekmek kırıntıları görülüyordu. Fotoğraflarında da yaptığı gibi herkese dönerek, geldikleri için memnuniyetini belirtti. Hayatın parçalarını onun etrafında bir hale seklinde düşündükçe hala gülümserim.

Kaynak: İnsanlar Niye Fotoğraf Çeker, Seçilmiş Denemeler (Why People Photograph, Selected Essays and Reviews by Robert Adams), Aperture, 1994, New York

Figure 1: Nicholas Nixon, Fred, 1975